LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

MEDDAH

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

MEDDAH HİKÂYESİ

Söyleşme, taklit, kişileştirme gibi kimi yöntemleri kullanarak hikâye anlatan kişiye meddah denir. Bu özellikleriyle meddah, "tek kişilik tiyatro" özelliği gösterir. Salt güldürmeceye dayanan Karagöz ve Orta Oyununa karşın meddah, "çok zengin kaynaklara dayanması, hikâye dağarcığının çeşitliliği, güldürmecenin yanı sıra çeşitli havayı, mizacı yansıtması bakımından onlardan ayrılır. Meddah hikâ­yelerinin konuları çok çeşitlidir: Dede Korkut, Köroğlu gibi geleneksel Türk kaynaklarından gelen konu­lar, İslâm geleneğinden gelen dinsel konular, Battal Gazi, Kerbelâ olaylarının türlü anlatımları, İran edebiyatının efsanelerine, destanlarına dayanan konular, Binbir Gece Masalları, Kırk Vezir Hikâyeleri, Billur Köşk Masalları gibi çeşitli kaynaklar bu hikâyelerin ortaya çıkmasında etkin olur. Meddah hikâye­lerinin asıl önemli yanı ise bütün bu konuların güncel sorunlara ışık tutacak biçimde işlenmesidir. Bir­çok hikâyeler konularım İstanbul'un günlük yaşamından almışlardır. Meddah hikâyelerinin tarihsel süreçte değişik görünümleri olmuşsa da tüm araştırmacıların birleştiği nokta, bunların "gerçekçi hikâ­ye" olmalarıdır. Bu hikâyeleri, "âşık hikâyelerinden" ayıran en önemli özellikleri de budur. Meddah, dev, peri, ejderha vb. olağanüstü varlıklara yer vermeden, düz yazı diliyle, yerine göre taklitlere daya­narak hikâyelerin gerçekçilik yönünü güçlendirir. Âşıkların anlattıkları halk hikâyelerinde, anlatıcı sa­natçının getirdiği süsleyici açıklamalar meddah hikâyelerinde bulunmaz, bunun yerine çok kişi ve bol olay ile kişisel ilişkilere ve bu ilişkilerin taklidine gidilir. Türkülü halk hikâyelerinin, âşıkların aracılığıyla köy çevrelerinde yayılmasına karşılık, meddah hikâyeleri şehirlerde oluşmuş, tutunmuş ve gelişmiştir. Bu hikâyeler en çok yetişkin erkek dinleyicilere seslenen bir anlatı türüdür. Büyük konaklarda, özellikle uzun kış gecelerinde düzenlenen söyleşilerde, orta sınıf halk için de kahvelerde anlatılırdı.

Geleneksel halk tiyatrolarından Karagöz ve Orta Oyunu göstermeci tiyatro özellikleri taşımasına karşın, meddah; benzetmeci, gerçekçi, yanılsamacı tiyatro (Benzetmeci tiyatro: Yaşamın dolaysız yansıtılması gerektiğini savunan, dramatik tiyatro özelliklerine dayalı tiyatro biçimi; Gerçekçi Tiyatro: Nesnel gerçekliği somut ve dolaysız olarak yeniden yaratıp yansıtmayı amaç edinen tiyatro biçimi; Yanılsamacı Tiyatro: Seyircilerin sahnede o andaki olayları yaşıyormuş yanılsaması yaratmaya çalı­şan tiyatro biçimi) izlerini taşır. Birçok tanığın anlatımından ve eski kaynaklardan öğrendiğimize göre meddah, seyircilerle hikâyesinin konusu arasında o denli içten bir ilişki kurarmış ki zaman zaman izle­yicilerin birbirine girdiği olurmuş. Meddahlık bu özellikleriyle geleneksel halk tiyatrosu alanında ince­lenmiştir. Taklit yapanlara önce "mukallit" denilmiş, sonradan taklitli anlatım meddahlar tarafından yürütülmüştür. XIX. yüz yıldan itibaren ise meddahlar anlattıkları hikâyeyi yerlerinden kalkıp oynama yoluna girerek, oyuncu niteliği kazanmışlardır.

Eski Türk geleneğinde çeşitli törenlerde şiirler söyleyen din adamı-ozanların çok önemli bir yeri vardı. Bunlar, hükümdarın kahramanlıklarını anlatan, türlü menkıbelerden kaynaklanan destanlar okur­lardı. Bu gelenek Anadolu'da da sürdürülmüş, Selçuklular döneminde baksı-ozanlar, zafer gününü izleyen akşamlarda, kopuz eşliğinde o günlük kahramanlık sahnelerini anlatmışlardır. Müslümanlığın Türkler arasında yerleşmesinden sonra, kahramanlık konuları daha çok dinsel bir nitelik almıştır. Ku­ran kıssaları, dervişler arasında yayılmaya başlayan enbiya ve evliya menkıbeleri, din ulularının efsa­neleşmiş kişilikleri çevresinde çıkarılan söylentiler Türk hikâye türünün ilk kaynaklarını oluşturur. Düz yazı ile yazılmış ilk hikâyeler, Arap ve Fars edebiyatlarında da çok işlenmiş olan Battalnâme, Danişmendnâme, Hamzanâme, Ebû Müslim vb. anlatılardır. XIII. yüz yıldan itibaren bu hikâyeler halk arasında büyük ilgi görmüştür. Bu ilk dönemde meddahlar, konularını dinsel çevrelerden alan, münâcâtlar na'at'lar okuyan kişiler olarak görülür. Ancak sonradan dindışı konulara ağırlık verdiklerinden bunlara "kıssahan" denilmeye başlandı. Giderek bu yöneliş, toplumsal değişmelerin etkisiyle güncel olaylara değinen, günlük yaşayıştan kesitler veren ve günlük gerçekçi sahneleri işleyen bir eğilim içine girdi ve sonunda dinleyenlerde daha çok ilgi uyandırmak için taklitleri kapsayan, oyunculuğa yakın bir görünüm aldı. Özdemir Nutku, meddah hikâyelerinin şu kaynaklardan beslendiğini belirtir:

1. Halk arasında yaşanmış önemli olaylar (Köroğlu vb.),

2. Meddahın gördüğü, yaşadığı, duyduğu ilginç bir olay,

3. Tarihsel olaylar,

4. Destanlar, menkıbeler.

5. Klasikleşmiş hikâyeler ve masallar (Binbir Gece Masalları, Kırk Vezir hikâyeleri. Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin vb.)

6. Romanlardan meddah tara­fından yapılan aktarmalar.

7. Taklitlerin bir araya getirilmesiyle meddah tarafından derlenen hikâyeler.

8. Karagöz oyunlarından yararlanarak oluşturulan hikâyeler,

9. Atasözlerinden derlenen hikâyeler (Gülme Komşuna Gelir Başına, İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz, Sarığın Beyazına Aldanma vb.)

XIV. yüzyılda meddahlar ve kıssahanların sunduğu Varaka ve Gülşâh, Veys û Ramim, Leylâ ve Mecnun, Ferhat ile Şirin halk arasında yaygınlaşmıştı. XV. yüzyıldan itibaren kıssahanlar "meddah" olarak anılmaya başlandı. Âşık Çelebi, XVI yüzyılda Vahdî tarafından yazılan Ana Bacı hikâyesinin halk arasında ün yaptığından bahseder. Aynı yüzyılda Cenânî'nin III. Murat için yazmış olduğu Bedâyiü'l-Asâr adı altında toplanan hikâyeler meddahlık alanında önemli yer tutar.

Meddah hikâyeleri, genellikle sözlü gelenekte kuşaktan kuşağa aktarılmış olduğundan basılı metinleri çok azdır. Ancak XIX. yüzyıla ait az sayıdaki basılı eser günümüze ulaşabilmiştir. Özdemir Nutku, daha önce Metin And'ın sözünü ettiği XVIII. yüzyılın ilk yarısına ait 13 hikâye senaryosunu ince­lemiştir:

XIX. yüzyılda Hafız Ömer Efendi, Kız Ahmet adını en çok duyuran meddahlardır. Bu yüzyılın so­nu ile XX. yüzyılın başlarının ünlü meddahı Aşkî Efendinin hikâyelerinin çoğunluğu yazıya geçirilmiştir.

Meddah hikâyeleri, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batılı anlamdaki Türk hikâyesinin ge­lişmesinde gerek konu, gerek anlatım açılarından önemli katkılarda bulunmuştur.


MEDDAH HİKÂYELERİNİN BÖLÜMLERİ

Meddah, kahvehanelerde dinleyicilerden daha yüksekçe bir sekiye konmuş iskemleye oturur, hi­kâyesini taklitlerle canlandırırdı.

Anadolulu, Acem, Çerkeş, Arnavut, Yahudi vb. konuşturduğu kişilerin ağızlarını ve çeşitli hayvan, doğa seslerini taklit eden meddahın iki aracı vardır: Bunlardan biri, omzuna attığı ya da boynuna dola­dığı mendili, öteki de sopasıdır. Meddahın sopası, döşemeye vurup oyunun başladığını haber vermek, kapı çalındığını bildirmek vb. gibi çeşitli sesler çıkarmak için kullanılan bir araç olduğu gibi, onun sazı, süpürgesi, tüfeği yerine de geçer. Mendille de çeşitli başörtülerini, başlıkları taklit eder. Bununla ağzını kapayarak çeşitli ses ve söz çeşitlemelerine yönelir. Meddah bir kusur yaparsa, sopayla dayak yiyip, mendille de boğazının sıkılacağı anlamına geldiğini ileri süren araştırmacılar da vardır. Meddah hikâ­yeleri şöyle gelişir:

I. Başlangıç:

Meddah, ya ellerini üç kez vurarak ya değneği yere atarak ya sopasını üç kez yere vurarak ya da üç kez elini göğsüne götürüp selam vererek söze başlar. "Hak dostum, Hak!" sözüyle girişini yaptıktan sonra tekerlemesine girer ya da divan okur.

Tekerleme, meddahın, dinleyenleri anlatının havasına sokmak için söylediği alaylı, bazen anlam­lı, bazen anlamsız olan söz oyunudur.

II. Açıklama Bölümü:

Bu bölüm, halk hikâyelerindeki "döşeme"ye benzer. Burada hikâye kahramanının öncesi, anası, babası, toplumsal ve ekonomik durumu açıklanır. Bütün bu açıklamalar, hikâyenin ana olaylar dizisi­ne yardımcı olan bir "serim" niteliğindedir. Bu açıklamaların ilerde ortaya çıkacak gülünç ya da acıklı durumların ölçüsünü hazırlayıcı bir görevi vardır.

III. Senaryo:

Bu, gevşek dokulu, bazen içinde mâniler, atasözleri, deyimler ve türküler bulunan olaylar dizisinin kapsadığı bölümdür. Konu, her meddahın ustalığı ve yeteneği oranında uzatılıp kısaltılabilir, eklemeler ve çıkartmalar yapılabilir. Klasik bir hikâye bile, meddah tarafından bazı güncel olayların ve kişilerin halk tarafından ilgiyle karşılanmasının etkisiyle değişik biçimlerde yeni olaylar eklenerek anlatılabilir. Olaylar dizisi, anlatıcının kendi düşüncelerini, duygularını ve beğenisini ortaya çıkaran eklemeler ile süslenir. Bu bölümde bazen çeşitli etnik grupların temsilcileri ya da tipler kendi yörelerinin bir türkü­süyle konuşturulur. Bazen de içeri giren yeni tipleri tanıtmak için meddah türkü söylettikten sonra söy­leşiye başlar, ağız taklitlerine yönelir.


IV. Bitiş Bölümü:

Bu bölümde çoğu kez bir "hisse" çıkarılır. Meddah sonuçla birlikte ders alınması gereken iletiyi de açıklar. Hikâye bitişleri belli kalıplara dayanır. En bilinen kalıp şöyledir:


"Bu bir kıssa, mecmua kenarında kaydolunmuş, biz de gördük, söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış bakî. Her ne kadar


sürç-i lisân ettikse affola! İnşallah başka zaman güzel hikâyelerle sizi güldürüp eğlendiririm. Cümlenize iyi geceler!

 

Hayırlı günler görünüz!" (Sandıklı Ebe)


Bazen de meddah kıssanın ne olduğunu söylemez, dinleyicilere bırakır ve şöyle bitirir hikâyeyi:


"İşte bu kıssa da buldu pâyân Kıssadan hisse alır arif olan" (Hançerli Hanım)


Meddah Hikâyesinin Kişileri

Genellikle meddah hikâyelerinin kişileri, meddahların çevrelerinde gördükleri gerçek kişilerden oluşur. Olağanüstü kişi ve varlıklara az da olsa yer verildiği de olur.

İstanbullu meddahların hikâyelerinde erkek kahramanlar genellikle zengin esnaf çocuklarıdır. Babalarının paralarını ve mallarını yerler. Bu hikâyelerde genç erkekler uçarı, kolayca bir kıza tutulan ve tutulduktan sonra da o kız için kendi yaşamlarını bile feda eden romantik kişilerdir. Türkülü halk hikâyelerinin emeği ile geçinen, büyük emekler sonunda mutluluğa kavuşan yoksul halk tipleri meddah hikâyelerinde görülmez. Bunlar, çoğu kez başlangıçta varlıklı, mirasyedi iken yoksul düşen, o durumda da -mecburen- emeği ile geçinmek zorunda kalan ya da kötü yollardan para sağlayarak, hırsızlık yapa­rak sonunda yok olan gençlerdir... Meddah hikâyelerinin yaşlı erkek tipleri ise daha olumlu, genellikle aklı başında, görmüş geçirmiş, gençlere yol göstermek isteyen kişilerdir. Bunlar arasında çocuğu ya­şında kızlara göz diken insana özgü zaafları olan kişiler de vardır...

Toplum içindeki çeşitli etnik gruplar ve taşralı tipler de çoğu kez komik öğenin malzemeleri olarak hikâyede yerlerini alırlar. Yahudi, korkaklığı ve para hırsı ile gülünç duruma getirilir. Kastamonulu, kaba sabalığı, saflığı ve bilgisizliği ile gösterilir. Ancak bazen Anadolulu, bazen de Türk olarak sözü geçen bu tipin yürekli, güçlü ve mert bir yanı da vardır. İranlı Ali Askar, Meşhedî ve Hah Tüccarı gibi tipler ise atıp tutmaları, abartma yetenekleri ile hikâyelerde yerlerini alırlar. Ermeni, bilgiçliği ve çok kültürlü olduğuna inanması ile gülünç öğeyi sağlarken, Külhanbeyi, yaşama bakışı ile anlam kazanır. Karadenizli, çok ko­nuşan, kendine fazla güvenen, heyecanlı, ortalığı telâşa veren bir tiptir. Kayserili, her durumdan kendi için bir çıkar sağlamaya çalışan, kurnaz ve duruma göre yön değiştiren bir tip olarak gösterilir.


Meddah Hikâyelerinin Süresi

Anlatım süresi, duruma, dinleyiciye ve meddahın kendi özelliklerine göre kısalır ve uzar. Yarım saatlik hikâyeler anlatan meddahlar olduğu gibi, sabahlara kadar hikâyelerini sürdürenler de vardır.


MEDDAH TAKLİTLERİ

Zaman içinde meddahlar, sanatlarını mukallidin sanatına yaklaştırmışlardır. XX. yüzyılın başla­rında İstanbul'da meddahlar, hikâyeden çok kısa fıkralar anlatan, kısa taklitler yapan sanatçılar duru­muna gelmişlerdir. Bunda, fonograf silindirleri ve plâklara uzun hikâyeleri sığdıramamalarının etkisi olmuştur. Ayrıca sinema ve tiyatronun yaygınlaşması, basılı metinlerin çoğalması da meddahların taklide yönelmelerinde etkili olmuştur.

Taklit, belli bir konusu olmayan, olaylar ve kişiler açısından hiçbir gelişim göstermeyen, yalnızca ağız ve tavır özelliklerini gösteren bir mizah türüdür. Burada, hikâye anlatımındaki derinlik ve ustalık yoktur. Taklit, hikâyeye oranla, kalın çizgili, yüzeyde olan bir sanatçılık gerektirir. Hikâye anlatımında görülen eleştiri ve "kıssadan hisse" özelliği, taklit'te çok zayıftır ya da hiç yoktur.

XIX. yüzyıl sonu İle XX. yüzyıl başlarının ünlü meddahlarından Bori-zen (Borazan) Tevfik, elinde bir borazanla ortaya çıkar ve çeşitli taklitler yapardı. Günlük yaşam sahnelerini, hiçbir konuya bağla­madan anlatırdı. Yakın zamanların ünlü meddahları plâklara taklitler söyleyerek, geçimlerini sağlamış­lardır.

Meddah taklitlerinin çoğu Kastamonulu ile Yahudi'ye ayrılmıştır. Bunlardan sonra en sevilen taklitler kocakarı, İranlı, Sarhoş ve Külhanbeyi’dir.

Suat BATUR


Açıklamalı-Örnekli Türk Halk Edebiyatı

 

Pazar, 11 Mart 2012 22:00 tarihinde güncellendi