LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > YAZARLAR > Ü.A > SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’NDE SEMBOL KARAKTERLER

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’NDE SEMBOL KARAKTERLER

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 45
ZayıfMükemmel 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanı, romanın başkarakteri ve anlatıcısı olan Hayri İrdal’ın hayatını temel alarak Türk toplumunun değişimler karşısındaki tutumunu anlatmaktadır. Bu romanda Hayri İrdal’ın çocukluğundan başlayarak tüm hayatı anlatılır.

Hayri İrdal ile birlikte okuyucuyu karakter Kalabalığına boğan bu roman, “Büyük Ümitler”, “Küçük Hakikatler”, “Sabaha Doğru”, “Her Mevsimin Bir Sonu Vardır” başlıkları altında dört bölümden oluşur. Bu bölümlerin her biri belli dönemleri ele almaktadır. Romanın birinci kısmı olan “Büyük Ümitler” Tanzimat öncesini ele alırken “Küçük Hakikatler” ve “Sabaha Doğru” bölümleri Tanzimat dönemini, son bölüm olan “Her Mevsimin Bir Sonu Vardır” ise Cumhuriyet döneminin başlarını ve devamını ele alır.[1] Bu romandaki karakterler sembol olarak kullanılarak Tanzimat öncesi dönemin, Tanzimat döneminin, Cumhuriyet döneminin başlarının ve devamının eleştirisi yapılır.[2]

“Büyük Ümitler” başlığı altındaki kısımda bir yanda Hayri İrdal’ın çocukluğu ve gençliğinin bir kısmı anlatılırken diğer yandan romandaki bazı karakterler sembol olarak kullanılarak Tanzimat öncesi dönemin eleştirisi de yapılır. Abdüsselâm Beyin konağı bir karaktermiş gibi ele alınarak bu konağın dağılışı Osmanlı İmparatorluğu’ndaki milletlerin dağılmasıyla bağdaştırılmaktadır. Çok büyük ve içinde çok insanı barındıran bu konağın Meşrutiyetin ilanıyla birlikte dağıldığı gösterilir. Şu alıntıyla bu durum daha da somutlaştırılabilir:

Hürriyetin ilânından sonra, ayrı ayrı plânlarda bir benzeri olduğu imparatorluk gibi, konak da yavaş yavaş dağıldı. İlk önce Bosna-Hersek, Bulgaristan, Şarki Rumeli ve Şimali Afrika arazisi ile beraber birader beylerle hemşire hanımlar ayrıldılar, sonra Balkan Harbi sıralarında küçük beylerin ve gelin hanımların bir kısmı evden çıktı. Sonuna doğru Ferhat Beyle –kardeşinin damadı- kendi çocuklarının bir kısmı kaldı.[3]

Yukarıdaki alıntıda da görüldüğü gibi Abdüsselâm Bey’in konağı, dağılması yönüyle Osmanlı bünyesindeki milletlerin Osmanlıdan ayrılmasını sembolize eder. Romanda bu konaktan dağılan insanlar (Abdüsselâm Beyin akrabaları) Osmanlı bünyesinde bulunan milletlerin dağılmasıyla özdeşleştirilir. Ayrıca “bu bölümde imparatorluğun bozulan iktisadi düzenine koşut olarak İrdal’ın ailesi ve aile dostlarının mali durumlarının giderek kötüleşmesi ve bu nedenle onların ‘büyü, tılsım, simya’ gibi akıl ve bilim dışı yöntemlere başvurarak sorunları çözmeye [çalışmaları] işlenir” ( Moran, 1978, 46) . Romanda Abdüsselam Bey, Aristidi Efendi ve Seyit Lütfullah’ın bozulan ekonomik durumları karşısındaki tutumları, bilim ve akıl dışı yöntemlere başvurmayı simgelemektedir. Abdüsselâm Bey, Aristidi Efendinin eczanesinin arkasındaki gizli laboratuvarın bütün masraflarını karşılamaktadır. Çünkü birgün mutlaka burada altın yapılacağına inanmaktadır. Buna ek olarak Abdüsselâm Bey, Seyit Lütfullah’ın getirdiği büyü ve simya karışık formüllere de inanır. Aristidi Efendi ile Seyit Lutfullah arasındaki fark, Aristidi Efendi’nin altın bulma gayesine modern kimya ile ulaşabileceğine inanmasıdır. Oysa Seyit Lutfullah’ın altın bulma yöntemi, Kayser Andronikos’un hazinesini ele geçirmektir. Bu hazinenin tılsım olduğuna inanılmaktadır. Çünkü Seyit Lutfullah’ın Aselban adındaki sevgilisine kavuşması bu hazineyi bulursa mümkün olacaktır. Abdüsselâm Bey de hem Aristidi Efendiye hem de Seyit Lutfullah’a bu konuda güvenmektedir. Çünkü bozulan iktisadi sistem, onun çok fazla borçlanmasına yol açmıştır. Bu yüzden bu tür gerçek dışı şeylere inanır hâle gelmiştir. Bu dönemde görülen tılsıma, büyüye ve simya gibi şeylere inanmak ve bunlarla uğraşmak bu karakterler sembolize edilerek eleştirilmiştir. Bunların dışında romanın anlatıcısı ve başkarakteri olan Hayri İrdal üzerinden hurâfe ve boş inanç eleştirisi yapılmıştır. Hayri İrdal, boş inancın eleştirisinde o dönemi anlatan bir sembol olarak kullanılmıştır. Bu boş inanç, romanda Hayri İrdal’ın kendi ağzından şu şekilde gösterilir:

(…) Kaldı ki uzun zamanlar bu parmaklığın hemen arkasında yatan kocaman taş kavuklu adamın evliyalığına belki de yanı başında alabildiğine büyümüş dut ağacı yüzünden inanmıştım. Annemin son hastalığında iyileşmesi için her akşam ona gider dua eder, parmaklığın tam önünde mumlar yakardım. (…) Hâlâ alt tarafında çocukken yaktığım mumların izi görülen parmaklığı öptüm.(s.54-55)

Tanzimat öncesi dönemi anlatan romanın bu bölümünde, dönemin diğer bir özelliği olan boş inanç, Hayri İrdal’ın türbede mum yakması ve ona dua etmesi üzerinden verilir. Hayri İrdal karakteri sembol olarak kullanılarak o dönemin bu tür boş inançları olan insanlar eleştirilmektedir.

Romanın ikinci ve üçüncü bölümleri olan “Küçük Hakikatler” ve “Sabaha Doğru” kısımlarında ise karakterler üzerinden Tanzimat dönemindeki birtakım olay ve davranışların eleştirisi görülmektedir. Dr. Ramiz, Viyana’dan döneli iki sene olduğu hâlde ona öğrendiği psikanaliz metodunu uygulamak fırsatı Türkiye’de verilmemiştir. Dr. Ramiz, diğer ülkelerde önemli olan bu psikanaliz yöntemine ve kendisine Türkiye’de önem verilmemesine kızmaktadır. O dönemde bilime önem verilmediğini göstermek ve bunu eleştirmek için Dr Ramiz karakteri sembol olarak kullanılmıştır. Dr Ramiz, Hayri İrdal mahkemeden hastahaneye sevk edildiğinde hastalığını bulmak için psikanaliz yöntemini kullanmıştır. Bunun sonucunda Hayri İrdal’la Dr Ramiz arasında şu konuşma geçer ve Dr. Ramiz teşhisi koyar:


 

_ (…) Baba olamamışsınız… Baba olunca geçer…

_ Baba olamadım mı? İki çocuğum var… Hem ikisinin de adını ben koydum… İnsaf edin Ahmet’in adını ben koydum.

_ Abdüsselâm Bey öldüğü için… Mamâfih sonuncu babanızın ölümüyle size bir nevi istiklâl ve olgunluk gelmiş olabilir. Mesele şimdi bu kompleksin neticelerinden kurtulmanızda. Zaten şuur altında bir hâdise olduğu için kendi kendisi kaldıkça ehemmiyetsiz bir şeydir. Ehemmiyetsiz ve hatta tâbii bir şey. Bilhassa bugünkü cemiyetimizde. Çünkü içtimâi şekilde bu hastalık hemen hepimizde var. Bakın etrafa hep maziden şikâyet ediyoruz, hepimiz onunla meşgulüz. Onu içinden değiştirmek istiyoruz. Bunun manası nedir? Baba kompleksinden başka bir şey mi? ( s.112)

Bu alıntıda da görüldüğü gibi Tanzimat döneminde yaşayan insanların durumu, Hayri İrdal sembolize edilerek verilir. Baba kompleksi, imparatorluğa duyulan kompleksi belirtir. Çünkü bu dönemin insanlarında hep bir değişme isteği var fakat ne yönde değişeceklerini bilmiyorlar. Baba kompleksi, babayı beğenmeme var ama bir türlü yetişkin olamama durumu da söz konusudur. Bu dönemin insanlarının bu bunalmış, bocalayan hâllerini ve geçmişi inkâr ederek değişmeye çalışmaları eleştirilmektedir. Çünkü geçmişi tamamen silerek bir yere varılamayacağı savunulmaktadır. Eğer Batı’yı örnek alacaklarsa geçmişlerini silmemeleri gerektiğini zira Batı’nın geçmişine çok bağlı olduğunu gösterir. Yani burada baba kompleksi metafor olarak kullanılmıştır. Dönemin insanlarının geçmişi tamamen silerek değişmeye çalışmaları, Hayri İrdal’ın babası hakkındaki düşünceleri verilerek eleştirilmiştir. Diğer yandan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kuran Halit Ayarcı ise bu enstitüye sadece akrabaların ve güvendikleri “yüksek insanların tavsiyelileri”nin alınmasını istemektedir. Bu durum, işe kimlerin alınacağı konusunda yapılan konuşmalardan sonra Halit Ayarcı’nın konuşması olan şu alıntıyla daha da somutlaştırılabilir:

_(…) Müessesemize tam referansı olmayan, iyi tanımadığımız kimse giremez. Bunun için de prensibimiz gayet sağlam. Memurlarımızın yarısı, kendi akraba ve yakınlarımız olacak. Yarısı da dışarıdan güvendiğimiz yüksek insanların tavsiyelileri. (s.236)

Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere Halit Ayarcı karakteri üzerinden o dönemin kapitalizmi ve akraba kayırmacılığı eleştirilmektedir. Müesseseye sadece akrabaların ve tavsiye edilen kişilerin alınması, kapitalizmin bir göstergesidir ve romanda bu durum eleştirilmektedir. Halit Ayarcı karakteri, bu sözleriyle kapitalist bakış açısını sembolize etmektedir. Romanın başka bir kısmında ise bu enstitüde tembel, hiçbir iş yapmayan Âsaf Bey adlı karakter sadece Hayri İrdal’ın tanıdığı olduğu için enstitüye kabul edilir. Bu karakter büroda yapması gereken işleri başkalarına yaptırır ve buna rağmen Halit Ayarcı, Âsaf Bey’in devam etmesini ister. Ve Âsaf Beyin kadroya geçebilmesi için ona ayrı bir büro açılır. Gereksiz ve bir işe yaramayan bu büroya “Tamamlama Bürosu” adı verilir. İsminden de bu büronun çok gerekli olmadığı sırf Âsaf Bey için yapıldığı anlaşılır. Romanda Âsaf Beyin adının Yangeldi Âsaf Bey olarak geçmesi de onun tembelliğinin ve hiçbir iş yapmamasının göstergesidir. Halit Ayarcı, Hayri İrdal ve Âsaf Bey karakterleri üzerinden akraba ve tanıdık kayırma durumu eleştirilmektedir.

Cumhuriyetin ilk yıllarını ve devamını ele alan “Her Mevsimin Bir Sonu Vardır” başlığı altındaki romanın son bölümünde de karakterler sembol olarak kullanılarak dönemin birtakım bozuklukları eleştirilmektedir. Kitabın bu bölümü, Hayri İrdal’ın yaşadığı olayların bağlanarak tamamlandığı bölümdür. Bu bölümde saat şeklinde binalardan oluşmuş bir mahalle plânlayan Hayri İrdal ve Halit Ayarcı tepkiyle karşılanmıştır. Çünkü herkes kendi çıkarını düşünmektedir ve evlerini çocuklarına, torunlarına bırakacaklarını söyleyerek buna izin vermezler. Oysa enstitüdeki tüm yeniliğin yanında olan insanlar kendi çıkarları söz konusu olduğunda yeniliğe karşı tepki göstermektedirler. Romanda bu duruma karşı çıkan bu karakterler üzerinden yenilik taraftarı olup da kendi çıkarları söz konusu olduğunda geri adım atan insanlar eleştirilmektedir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü denetlemeye gelen Amerikan heyeti bu enstitüyü gereksiz bulur. Çünkü içlerinden biri 0135’i arayarak saatin kaç olduğunu öğrenir ve şöyle der: “Böyle bir kolaylık varken bu müesseseye ne lüzum var?” (s.364). Bu heyet, enstitünün kapanmasına karar verir. Bunun üzerine Halit Ayarcı araya girerek kapanmasını engeller ve kararı tashih ettirir (düzelttirir). Bu durumda enstitü kapanmaz gereksiz olduğu hâlde var olmaya devam eder. Enstitünün kapatılmaması romanın bitmediğini birtakım gereksiz işlerin ve romanda eleştirilen şeylerin devam edeceğini gösterir. Devam etmektedir de...

Sonuç olarak Saatleri Ayarlama Enstitüsü, karakterler üzerinden farklı dönemlerin birtakım bozukluklarının eleştirildiği romandır. Halit Ayarcı tarafından Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün kapatılma kararının tashih ettirilmesi romanın bir sonuca varmadığını[4] ve bu romanda eleştirilen bu bozuklukların hâlâ devam edeceğini gösterir. Nitekim bu bozukluklar, romanda eleştirilen dönemlerde sınırlı kalmayarak günümüzde de devam etmektedir. Eleştirel bir bakış açısı olan bu roman, okunmaya değer…

KAYNAKÇA

Antmen, Ahmet, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Eleştiri ve Müdahale”, http://kulturguncesi.tr.gg/Saatleri-Ayarlama-Enstit.ue.s.ue.-h-nde-Ele&%23351%3Btiri-ve-M.ue.dahale-s-Ahmet-Antmen.htm?PHPSESSID=54e6df5b20135fea145259cc98c9c5db (5 Haziran 2010)

Moran, B.Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İletişim Yayınları

Tanpınar, A.H. Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Dergâh Yayınları, 2008

ÜMRAN ATASOY

TKL108

FİNAL ÖDEVİ



[1] Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış (İletişim Yayınları), 274

[3] Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Dergâh Yayınları, 2008), 38

Çarşamba, 27 Mart 2013 19:56 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > YAZARLAR > Ü.A > SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’NDE SEMBOL KARAKTERLER