LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
ANA SAYFA > BİYOGRAFİLER > CUMHURİYET DÖNEMİ > AHMET HAMDİ TANPINAR

AHMET HAMDİ TANPINAR

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 
İçerik Sayfaları
AHMET HAMDİ TANPINAR
TANPINAR, Ahmet Hamdi
Tüm Sayfalar

 

1962 yılının 24 Ocağında dünyaya veda eden Tanpınarı ölümünün 42. yılında hatırlamak/hatırlatmak istedik. Tanpınar, Türk edebiyatında kendine özgü yeri olan “farklı” bir edebî şahsiyettir. Tanpınar üzerine o kadar çok yazı yazılmış ve konuşulmuştur ki biz burada söylenenler üzerine yeni fikirler ileri sürmeyeceğiz. Tanpınarın Türk edebiyatındaki önemine değinerek ve onu bir nebze de olsa ölüm yıldönümü nedeniyle hatırlayarak kendisine olan vefa borcumuzu yerine getirmeye çalışacağız.

Tanpınar, önce mesleği, daha sonra yazdıklarıyla isminin önüne sayısız sıfatlar getirilebilecek türden verimli, verimli olduğu kadar da eserleriyle Türk düşünce ve edebiyatına ismini büyük harflerle yazdırmayı başarabilmiş bir düşün ve edebiyat adamıdır: Romancı, öykücü, şair, edebiyat tarihçisi, deneme yazarı, eleştirmen, tiyatro yazarı; musıkî, plâstik sanatlar, mimarî; kültür ve düşünce tarihimiz üzerine yaptığı katkılarla çok boyutlu konularda derinlemesine fikirler ileri sürüp kalem oynatmış bir yazar... Bir de bunlara akademisyenliğinin yanında siyaset adamlığını da ekleyebiliriz. Altmış yıllık ömründe verimliliği tartışılamayacak birisidir o.


 

Tanpınar, “Bende şiir esastır. Oradan etrafa genişlerim.” ifadesiyle şairlik vasfını her şeyin önünde tutmaktadır. Şiir, sanatçının bütün ketumluğunu olabildiğince üzerinde taşıyan bir nokta olmuştur. Onda şiirin esas olması bütün olaylara ve olgulara karşı sanatçı kişiliğinin gözüyle baktığı anlamına gelir. Bütün diğer eserleri birer şiirdir. Romanları, hikâyeleri, makaleleri, denemeleri ve hatta edebiyat tarihçiliği bile şiir dilinin gizemli koridorlarında dolaşan bir sırdır âdeta. Eserleri, özellikle şiirleri okundukça çoğalan, çoğaldıkça etrafa yayılan anlamlar dünyasının merkezini oluşturur.

Tanpınar, bütün boyutlarıyla ele alındığında, kendi “şahsî masalının” derinden derine gizli bir örgüyü taşıdığı görülür. Bu şahsî masal yalnız örülmüştür. Tanpınar, bu şahsî masalı örerken Türk toplumunun sosyal ve tarihî arka plânını kendine dekor olarak benimsemiştir. Kendine özgü ve şaşırtıcı yorumlarıyla hâlâ bu şahsî masalı aydınlatmaya çalışırız. Tanpınarın anlattığı masal, kendi yalnızlığıdır: “Ben hatta asrımda yalnızım.” der. İleri sürdüğü fikirlerle hemen bütün eserleriyle ilgi odağı hâline gelerek edebiyatımızın, kültürümüzün ve Türk fikir hayatının klâsikleri arasında yer almaya her yönüyle lâyıktır.

Şiirlerini, hocası Yahya Kemal gibi, müthiş bir dikkat ve titizlikle kaleme almıştır. Şiirinde hiçbir gündelik düşüncenin ve basit yargının etkisi altında kalmaksızın estetik kaygıyı ön plâna aldığı görülür. Tanpınar Türk edebiyatında; “estetik anlayışı” batılı bir formda anlayarak içeriğine Türk kültür mirasının mücevherlerini yansıtmış ve derinleştirmiş bir sanatçıdır. O bu hâliyle bir “estet”tir. Estetik kaygı onun bütün eserlerinde görülen gizli bir ruhtur. Şairanelik adına yapılmayan bir estetiktir bu. Şiir belirgin bir zihin ve ruh yapısının yazıya yansıtılış şeklidir. Tabiata da sanat yapıtlarına da bu estetik kaygı ile ve bu anlayışla bakar. Bu yönüyle gerçek bir “estet”tir Tanpınar.

Tanpınarın şiir dili Türkçenin ışıldayan kristal avizesi gibidir. Onun şiirinde eski sözcükler sonradan görmelerin gösteriş adına taktıkları pahalı süsler gibi durmaz. Onun dili kullanma biçimi tarihle, kültürle her şeyden önemlisi medeniyet anlayışıyla bir bütünlük içindedir. Onun şiir dilinden çıkan ışıltılar, geleceğe ışık tutar. Eskiyi “an”da yorumlayarak geleceğin parıltılı bir kutup yıldızıdır. Sözcükleri bir kuyumcu gibi bütün titizliğiyle ve dikkatiyle ölçüp biçer. Şiirlerinde ne bir fazlalık ne de bir eksiklik görülür.

Tanpınarın diğer eserleri de şiirleri gibi dil işçiliğinin estetikle yoğrulmuş hâlini yansıtır. Hem şiirlerinde hem de diğer eserlerinde ortak olan duygu “medeniyet buhranı”dır. 20. yüzyıl Türk fikir hareketinin içinde önemli ve farklı bir yere sahip olan Tanpınar, medeniyet krizinin sosyal hayatımız içerisindeki yansımalarını okumaya çalışır. Kültür tarihimizin derinliklerinde unutulan önemli meseleleri gün yüzüne çıkararak önemli tartışma alanları oluşturmuştur. Kültürümüze ve tarihimize yeni bir gözle bakmayı teklif eden Tanpınar, geçmişin kültür mirasını “an”da yorumlayarak anlamaya ve geleceğe aktarmaya çalışmıştır. Tanzimat’la birlikte pusulasını batıya çeviren Türk toplumunun yaşadığı batılı düşünme tarzının, yaşam biçiminin, estetiğinin ve sanatının yarattığı derin zihinsel bunalımı eserlerine yansıtmıştır Tanpınar.

Medeniyet buhranını kendi bireysel dünyasında yaşayan Tanpınar, entellektüel olmanın yalnızlığını içten içe yaşamıştır. “Ne içindeyim zamanın, / Ne de büsbütün dışında; / Yekpâre, geniş bir ânın / Parçalanmaz akışında” dizeleriyle doğu ile batı arasında sıkışmış bireyin medeniyet bunalımı içindeki kararsızlığını ifade eder. O ne zamanın içinde ne de dışındadır. Bazen “anın bazen zamanın adamıdır. Kimi zaman da ikisi de değildir. Ne Şark’tadır ne Garp’tadır. “Olup ile olamamanın eşiğindedir.

Felsefî okumalarla romanlarını ve hikâyelerini zenginleştiren Huzur romanı “eşikte olup olamamanın, “zamanın içinde ve dışında olmanın gizli bir kaderini anlatır. Mümtaz, kültür ve medeniyet bunalımının önemli bir tipolojisi hâline gelir Huzur’da. Huzur, Tanpınarın hâlâ üzerinde konuşulan ve tartışılan önemli bir eseri olmasının yanı sıra, roman kahramanı Mümtaz’ın yaşadığı çelişkiler, bunalımlar, kültür tarihimizin zenginliği estetik bir tarzda ele alınır. Nasıl ki Mümtaz hayatın tahtaravallisinde bir o yana bir bu yana salınıyorsa Tanpınar da Mümtaz’ın kader birlikteliğini paylaşır. Mümtaz’la birlikte Tanpınar da kaderin sarkacında doğu ile batı arasında salınıp durur. Kader, Huzur’da bireyleri şiir ve musikinin kışkırtıcı güzelliğinde avutur. Bireylerin kişisel hayatından yola çıkarak toplumsal hayatın bütününü yansıtmaya çalışır. Hem doğu hem batı felsefesinin iç içeliğine şahit oluruz Huzur’da.

Freud ve Bergson gibi batılı filozofların Tanpınardaki etkisi bütün eserlerinde görülür. Rüya kavramı bu filozofların fikirleri etrafında romanlarına ışık tutar. Doğunun mistik felsefesini batılı bir dikkatle anlamaya çalışır. Bu anlama çabası süreklidir. Tanpınar, bitmemişlik hissini o kadar kuvvetle hissettirir ki “Mahur Beste”si bu yönüyle sanatçının kaderini temsil eder. Çünkü bu metni bitmemiş olarak buluruz. Fikirleriyle hâlâ güncelliğini ve tazeliğini korumaktadır.

“Modern Türk edebiyatı bir medeniyet kriziyle başlar.” diyen Tanpınar, doğu medeniyeti ve batı medeniyeti sorununu derinlemesine yaşar. Doğu – batı çatışmasını Türk insanının yaşadığı değerler kargaşası olarak görür. Türk fikir hayatına dair önemli düşünceler ileri süren sanatçı, hikâye ve romanlarında medeniyet buhranını, zihniyet ikiliğini tema olarak alır. “Şiir, söylemekten ziyade bir susma işidir. İşte o sustuğum şeyleri hikâye ve romanlarımda anlatırım.” diyerek doğu – batı zıtlığına ait fikirlerini bu metinlerde görürüz. Öyle ki Yahya Kemal, Şeyh Galip, Bakî ve Nedim ile birlikte Fransız şiirinin Baudelaire, Mallarme, Valéry gibi farklı medeniyetlere ait sanatçılarını Tanpınarda kol kola görürüz.

Tanpınarın hikâyeleri de bahsettiğimiz doğu – batı ikiliğinin gölgesi altında kalır. Bu felsefî anlayışına uygun dil geliştiren Tanpınar, “İnsanı çok darlaştırdık, hedefler çok belli. Hayat birçoklarının kafasında zenginliğini kaybetmiş gibi.” diyerek hayatı bütüncül bir bakış açısıyla yakalamaya çalışan insanı öykülerinde arar. “Erzurumlu Tahsin” hikâyesi hayata karşı geniş ufukla bakmaya çalışan bir kişiyi anlatır.

Tanpınar, hayatı ve hayata dair her ayrıntıyı güzelliğin ve musikinin dayanılmaz hoşluğu içinde aramaya çalışmıştır. O bütün varlıkları ve nesneleri görüntüsüyle değil içinde taşıdıkları güzellikleriyle ve insanı şaşırtan derin anlamlarıyla yorumlamaya çalışır. Tanpınarın zengin kurgu atmosferi herkesi kendi içine çekerek insanın kendisine ayna tutar. Gözleri kamaştıran bir mücevher, bir “kutup yıldızı”dır “o”. Son sözü Tanpınara bırakalım:

“...Başım sükûtu öğüten

Uçsuz, bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş;...

 

 

Turgut BAĞRIAÇIK

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

 

 



Cuma, 29 Mart 2013 22:39 tarihinde güncellendi  
ANA SAYFA > BİYOGRAFİLER > CUMHURİYET DÖNEMİ > AHMET HAMDİ TANPINAR